Ana içeriğe atla

Hafıza Kırıntıları -6

- The man from earth filmi cidden izlenmesi gereken bir film. Çok acayip ve çoğuda cidden zihni zorlayan "hadi be! " dedirtecek türden. Kesinlikle izlenmeli. Bende Kış uykusu nasıl bir etki yaptı ise bu filmde farklı bir konu için aynı etkiyi yapmış oldu. 

- The İmitation Game de aynı şekilde çok iyi bir film. Mottosuda güzel. "Bazen birileri hiç kimsenin hayal edemediği şeyleri hayal eder ve yaparlar.".  Bu dünya eğer biraz olsun yaşanabilir bir yer ise bu normal olmayan insanların hayalleri ve yaptıkları ile mümkün olmuşlardır. Ancak bu insanlar hiç bir zaman bunun keyfini yaşayamamışlardır. Oldukça ironik ve düşündürücü. Anormal insanların yaptıkları ile dünya da normal insanlar yaşayabiliyorlar..

- İnsanlar odak noktalarını sadece kendilerine kilitlediklerinde performans gösteremez, başarılı olamaz ve mutlu olamazlar. Çünkü odak noktası sadece kendisi olan insanlar diğer insanların yardım isteklerini göremezler. Bu yüzden de onların yardım isteklerine cevap veremezler. Bu bir örgüt içinde takım arkadaşları ile de çalışırken böyledir. Odak noktası kişisel başarı ya da sadece kendisi ya da departmanın başarısı üzerine odaklanmış çalışanlar genel anlamda örgütün başarısına katkı yapmazlar. Bu durum örgütün performansının düşmesi kişinin kendisi odaklı olması durumundan yaşayacağı mutsuzluk ve yapılması gereken işlerin sağlıklı bir şekilde yapılmaması sorununu doğurur.

- İnsanın yaptığı yardımlar aslında narsistik bir davranıştır. Kişinin kendi yardımından dolayı karşısındaki(ler)'nin mutlu olacağını bilmesi kişiye bir mutluluk verir. Bu bir motivasyon sebebidir.

- IQ ile empati ya da başkaları gibi hissetme dürtüsü yeteneği arasında hiç bir bağlantı yoktur. Bunlar beynin başka merkezleri tarafından yönetilirler.

- Kentsel Trans : Modern şehir ve iş yaşantısının sonucunda asıl olarak etrafımızdaki olanlar hakkında farkına varamama durumu.

-Kaan Öztürk Hocanın Blogundan.... 1949’da, ABD’de McCarthy’ci paranoyanın yükseldiği dönemde, Kaliforniya Üniversitesi’nin mütevelli heyeti bütün üniversite çalışanlarını bir “sadakat yemini” imzalamaya zorladı. Özellikle komünizm korkusuyla hazırlanmış bu yeminde, imzalayan ABD anayasasına bağlı olduğunu, hükümetini devirmeyi savunan herhangi bir örgüte ne üye olduğunu ne sempati duyduğunu beyan edecekti. Ancak Üniversitede bu belgeyi imzalamak konusunda ciddi bir reaksiyon vardı.  İmzalamayı reddedenlerden biri de seçkin ortaçağ tarihçisi Ernst H. Kantorowicz idi. Komünizme son derece uzak ve muhafazakâr bir kafada olmasına rağmen, akademik namusu nedeniyle böyle bir yemini kabul edemezdi. 1950 sonbaharında hazırladığı “Temel Mesele” başlıklı bir belgede imzalamayı reddedişinin sebeplerini çok etkileyici bir dille açıkladı. Bu belgedeki çarpıcı bir alıntı..
Cüppe giyme hakkı olan üç meslek vardır: Yargıç, din adamı, bilim adamı. Bu giysi giyenin zihinsel olgunluğunu, hüküm verme bağımsızlığını, ve doğrudan doğruya kendi vicdanına ve tanrısına sorumlu oluşunu temsil eder. Cüppe, birbiriyle ilişkili bu üç mesleğin kendi içlerindeki özerkliklerinin simgesidir. Bu meslekler baskıya boyun eğmemeli ve zorbalığa geçit vermemelidir.
Mesele şeref meselesidir. Akademik şeref meselesi. Akademisyen kişi eğer gerçek bir akademisyen ve Aydın ise dik durur eğilmez ve haksızlığın hukuksuzluğun ve adaletin yanından bir an olsun ayrılmaz. Ne ünvan ne makam ne de başka herhangi bir çıkar uğruna bu değerleri asla terketmez. Onun bu duruşu ve bilimsel ahlakı işte bu Akademik Şeref'i oluşturur. O yüzdendir ki Akademisyen olmak bilim insanı olmak, Aydın olmak sadece ünvan ile olmaz. Taşınılan akademik ünvanlar bu Akademik şerefin nişanesidir. O yüzden onları taşımak zordur. Herkesin bildiğinin aksine Dr. tezi bitirmekle Dr. olunmaz. (Daha detaylı bilgi için Kaan Öztürk hocanın bloguna bakılabilir.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Gerisi teferruattır. Bilenler bilir...

Demiştik. Unvan önemli diye. Akademisyenler içerisinde hayat, memat meselesi olan bu unvanlar ancak sahipleri tarafından bir türlü doğru yazılmaz ya da ne anlama geldiklerini - abartmıyorum -%80'i bilmez. Peki doğruları nedir? Bu yazının konusu bu olacak. Dilim döndüğünce.

Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte. Aşağıda Engin Arık hocanın blogundan derlediğim genel bir unvan açıklaması var. Kaynaklar : [1], [2], [3], [4]

Öncelikle Unvan / Ünvan konusunu açıklığa kavuşturalım. TDK sözlüğüne göre doğru yazılış unvan. Yani isim, san manasında. Ünvan diye kullanımları da var ancak Türkçe Dili Resmi Sözlüğüne göre UNVAN.

Akademik unvanlar ülkemizde Resmi olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu tarafından be…

2015 biterken

Herkesin adeti olduğu üzere sene sonu değerlendirmeler vs. bir çok şey yazılır. Ben protest bir tavır sergileyip yazmayacaktım. Yazacak pek bir şey yok açıkçası. Boktan sıkıntılı bir yıl geçti işte. Rutin de geçen bir yıl. Kendime katkısı elbette oldu, boş boş oturmadım. Pek çok şey yaptım. Kendi servetime(!) pek çok eklemeler yaptım, genişlettim. Önceki yıla göre kendimi çok daha farklı hissediyorum açıkçası. Ancak yaptıklarım şu durumda envanterini çıkartma gereğini duymadığım şeyler. Klasik her orta yaş ailesinde yaşanan şeyler bende de yaşandı. Annem ile Bababım ve hatta Annanemin hastalıkları (Babamımkiler daha ağırdı. Bir kaç kez direkten döndük :( ) çocuklar, iş ile ilgili saçma sapan bir yıl, %99'u aptal ve yarım akıllı meslektaşlarla, insanlara geçen, heba olan zaman ve sinirler derken bir yıl geçti. Bunlar bir yana biraz önce Twitter'da gördüğüm bir haber beni cidden çok üzdü. O yüzden bu blog girdisini yazıyorum.

Lamartine güzel bir laf etmiş. Demiş ki; "Bir i…

Şirketim Güzel Şirketim

İlk kez Hafıza Kırıntısı serisine bir saplama yapıp başka bir konuda "Fikrimi" belirtiyorum. Çünkü doldum yine. Bir şekilde boşaltmam lazım zihnimi. Çünkü bu beni rahatsız ediyor.

Son zamanlarda, yıllarda ülkede bir girişim saçmalığı almış başını gidiyor. Saçmalık diyorum çünkü yapılan organizasyonlar oluşturulmaya çalışılan girişimler vs hepsinde ciddi yapısal ve fikri sorunlar var. Ülkede ,genel olarak en iyisini yaptığımız, sadece "mış gibi" yapıp olayı kapatıyoruz. Doğal olarak bu işinde piyasasında ve sektöründe burada saymayacağım bir kaç kafada, şanslı tipler var. Onlarda şişik egolarını dahada katlamak için yoğun çaba içerisinde. Ama ortada iş filan yok. Sadece "yaparmış gibi yapmak" var. Yoğun bir şekilde yüksek meblağlar dönüyor ortada. Ama bu kimin parası nasıl ortaya çıktı soran yok. Bunlar olurken bu tiplerde burada oluşturulan bol "aaayyy ne başarılı. Biliyor musun sıfırdan gelmiş." kalesinde mutlu mesut hiç bir işe yaramadan yaşıy…