Ana içeriğe atla

Hafıza Kırıntıları - 23

- Gerçeklik insanlar ile alakalıdır. İnsanlar -genel olarak- inanmadıkça ortadaki bir durumu gerçek olarak algılamazlar. O şey, durum, istediği kadar var olsun. Dolayısı ile gerçeklik kavramı insan da fiziksel bir materyalden çok genelde çoğunluğun inancına göre şekillenir. İşte bu yüzden gerçek  görecelidir, manipulatiftir. Çünkü gerçek de insan icadıdır. Diğer canlılar için tek bir gerçek vardır. O da kendileridir. Ancak onlarda kendilerinin biraz farkındadırlar ya da hiç farkında bile değildirler. Bir zaman gelir kimsenin inanmadığı, dikkatini çekmediği ama orada belki çok uzun zamandan beri olan bir şey birden bire insanlar tarafından önemsenir ve inanılır, işte o zaman o gerçek olur. Onun dışında istediği kadar "gerçek" olsun bir anlam ifade etmez. Ya da tam tersi olur. O zamana kadar gerçek olan bir şey birden bire ortadan kaybolur. Aslında fiziksel olarak ya da bilgi olarak kaybolmaz sadece artık insanların algısına ve ilgisine göre "gerçek" değildir.

- Yukarıdaki paragrafa ek... Acaba salt yaşamın kendisine gerçeklik olgusu gerekli midir? Ya da yaşam gerçek dediğimiz şeye ihtiyaç duyar mı? İnsan için elbette gerçek kavramına gerek vardır. Çünkü biz bu kavram üzerine evrimleşmiş canlılarız. Düşünebilmemizin getirdiği bir sürü sonuçtan bir tanesi bu . O olmadan sağlıklı bir zihinsel süreç geçiremeyiz. Bütün hareketlerimiz ve eylemlerimiz bunun üzerine kuruludur. Kendi kendimize algıladığımız, kavramlaştırdığımız ve önemsediğimiz gerçekler üzerine. Bu bazen karşımıza "değer" olarak çıkar bazen "inanç" bazen "kültür" bazen "tarih" vs...  Ancak bir amip  için ya da bir böcek için gerçeklik kavramının ne önemi olabilir?. Dolayısı ile yaşam için gerçeğe ihtiyaç yoktur. Özde sadece yaşam vardır. O kadar...

- Yukarıdaki paragraftan devam ediyorum... Örneğin pek çok insan matematik ve fizik bilimlerinin katı ve gerçek olduğunu düşünür. O yüzden pozitif ya da normatif bilimler olarak ifade edilir. Oysa ki "gerçek bir matematikçi ya da fizikçi" bunun böyle olmadığını bilir. Matematik kendi içerisinde oldukça sorunlu bir bilim dalıdır ve her zaman da doğru değildir. Nedeni. İnsanlar matematiği sadece görebildikleri çevrelerinde gözlemledikleri ve çok uzun tekrarlara rağmen değişmeyen tekrarlara göre geliştirmişlerdir ve geliştirmektediler.Anlayabildiklerini de yenisini bulana kadar "gerçek ve doğru" sayarlar. Aynı şekilde fizikte öyle. Matematik için örnek verecek olursak; 1+1 = 2 diyoruz. Bunun sebebi 1 ölçü dediğimiz bir çokluk ile aynı ölçüde olan başka bir çokluğu yan yana getirdiğimizde bu çevremizde ve kainatta her zaman 2 olarak sembolize ettiğimiz çokluk ile ifade edildiğini gözlememizdir. Dolayısıyla matematiğin kesinliği evrende kusursuz bir şekilde oluşan örüntü -tekrarlamalar- 'lerin kusursuzluğu kadar kesindir. Ama matematiğin kendisi kusursuz değildir. Çünkü matematik de - aynı diğerleri gibi -temelde tamamen bizim görebildiklerimiz ve anlayabildiklerimiz ile gelişen bir bilim dalıdır. Şu anda bilebildiğimiz kadarıyla matematiği sadece insanlar kullanıyor. Örneğin temel aritmetik işlemlerini Harezmi bulmuştur. O olmasaydı bu gün 4 işlemi belki bu şekilde yapıyor olmayacaktık. Bilgisayar dediğimiz şeyin temel icat sebeplerinden bir tanesi de matematiğin içindeki kusurlu işlemleri ayıklamak içindi. Dolayısı ile matematik doğayı  gözlemlerimiz neticesinde anlayabildiklerimizi sembolize etme işinden türemiştir. Ayrıca dört temel işlemden ibaret değildir gerçek matematik. O sadece bize gösterilen kadarı. Ayrıca felsefe bilmeden, düşünme sistematiğini (mantık) ve bilimsel metodolojiyi de bilmeden ve ilgilenmeden de matematik yapılmaz. Oda ayrı bir konu. Neyse.. Fizik de bizim icadımız olan bir şeydir. Fizik matematikteki gibi örüntüleri -tekrarları- anlamlaştırmaya çalışmaktan çok bizim doğa ve evren olarak görebildiğimiz kavrayabildiğimiz alanların davranış ve eylem özelliklerini kavramamız için geliştirdiğimiz bir ifade tarzıdır. Fiziğin geçmişi de Isaac Newton'a kadar iner. Yani 350-400 yıl kadar eskidir. Ondan önce bugün bildiğimiz anlamda fizik bilimide yoktu. Fizik evrendeki ve doğadaki durumları ifade edebilmek basitleştirebilmek ve kavramlaştırmak içinde matematiği kullanır. Bir nevi Fiziğin dili matematiktir. Bu İki bilimin temel özelliği "ispat" dediğimiz belirli şartlar içerisinde sürekli aynı sonuçları veren şeyleri bulabilmesine dayalı olmasıdır. İşte bu yüzden bir matematik ve fiziği yanlış olarak "kesin ve katı" bilimler olarak biliriz etrafta. Oysa ki gözlemlediğimiz örtüntüler kadar, doğadaki anlayabildiğimiz olaylar kadar kesindirler.

-Factoid. Bilimde anlamlandırmaya,anlamaya çalıştığımız bilgi kırıntısı.

-Bir deney insanın doğaya sorduğu bir sorudur. Bir ölçüm ise doğanın soruya verdiği cevaptır. - Max Planck.

- Bir CEO Yönetim Kuruluna İşler iyi giderse işin kendisi ile gelir. Ancak işler kötü giderse istatistikler ile gelir.

- Biz toplum olarak kesinlikle üretmiyoruz. Bizim hamurumuzda üretmek yok. Çalışmak var ama gündelik konular üzerine manasız, verimsiz, anlamsız bir fiziksel ve zihinsel çabadan başka bir şey değil. Ben buna artık kanaat getirdim. Kültürel kodlarımızda yok üretmek, çalışmak... Ülke için toplum için demiyorum. Kendimiz için bile bu çabayı sarf etmiyoruz. İşin daha da ilginci ise; bunları toplum olarak biliyor, ancak düzeltmek içinde kendimiz için dahi çaba göstermiyoruz. Sadece basit, zamanın akışına, ruhuna göre bir çaba içerisindeyiz, bir bağırış çağırış, kavga içerisindeyiz hepsi o. Olağan  sıradan ilkel bir çaba işte. Buradan çıkartıyorum bu sonucu... Bilip de düzeltmemek, bunun için eyleme geçmemek konusundan. Bizim kültürümüzde saçma sapan gündelik popüler hayat, spor ve siyaset konuları haricinde daha derin önemli felsefik, sanatsal, mühendislik, ekonomik ya da bilimsel bir konu ile inatlaşma yok, bunun için vazgeçmeme yok, yılmamak yok. Ancak bunlar dilimizde Türkçe içerisinde kullandığımız kelimelerde var. Yılmamak, vazgeçmemek, inatlaşmak... Bunun yerine ne var ? Sadece eleştirmek, bir yerde fikrimize aykırı bir şey görünce önce düşünmek yerine hararetli bir şekilde duruma müdahale etmek, sadece konuşmak, boş konuşmak, yeni bir fikir, sav ürün geliştirmeden sadece konuşmak, 2000 yıllık geçmişimizle -oda yarım yamalak, yalan yanlış bir şekilde - sürekli iftihar etmekten başka yaptığımız bir şey yok. Ortaya koyduğumuz güncel hiç bir şey yok. Bu bizim Toplumsal DNA'mız içerisindeki arızalı gen işte!. Gerek toplumsal geçmişimizle yaptığımız bir kaç önemli mesele ile gerekse de -herhangi birisine bile ait olsa- bir geçmişle sürekli ve anlamsız şekilde iftihar etmek.  Hep böyleydi, böyle de olacak. Bu yüzden biz güncel dünyada her zaman iyi şeylerin alt sıralarına ya da en altında , kötü şeylerinde üst sıralarında ya da birincisi olacağız. Eski merakı bizde genetik bozukluk. Peki ne getiriyor eski merakı ?. Bağnazlık, dogmatiklik, ve buna bağlı pek çok hastalıklı ilkel toplumsal davranış ve düşünce kalıbını.

Bu saçma kibirimiz beni kahrediyor. Bu geçmişimiz ile şu andaki halimiz ile yüzleşmemek beni kahrediyor. Hayatı gündelik siyasetle, popüler kültürle yaşayan kültürsüz ve cehalet içerisinde yaşamak için onca çaba sarf eden - evet resmen çabalıyoruz bunun için-  ve sadece yakınan,sızlanan, sadece sorunları sayan, çözümler geliştirmeyen insanları görmek beni kahrediyor.  Sadece konuşuyoruz o kadar...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Gerisi teferruattır. Bilenler bilir...

Demiştik. Unvan önemli diye. Akademisyenler içerisinde hayat, memat meselesi olan bu unvanlar ancak sahipleri tarafından bir türlü doğru yazılmaz ya da ne anlama geldiklerini - abartmıyorum -%80'i bilmez. Peki doğruları nedir? Bu yazının konusu bu olacak. Dilim döndüğünce.

Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte. Aşağıda Engin Arık hocanın blogundan derlediğim genel bir unvan açıklaması var. Kaynaklar : [1], [2], [3], [4]

Öncelikle Unvan / Ünvan konusunu açıklığa kavuşturalım. TDK sözlüğüne göre doğru yazılış unvan. Yani isim, san manasında. Ünvan diye kullanımları da var ancak Türkçe Dili Resmi Sözlüğüne göre UNVAN.

Akademik unvanlar ülkemizde Resmi olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu tarafından be…

Şirketim Güzel Şirketim

İlk kez Hafıza Kırıntısı serisine bir saplama yapıp başka bir konuda "Fikrimi" belirtiyorum. Çünkü doldum yine. Bir şekilde boşaltmam lazım zihnimi. Çünkü bu beni rahatsız ediyor.

Son zamanlarda, yıllarda ülkede bir girişim saçmalığı almış başını gidiyor. Saçmalık diyorum çünkü yapılan organizasyonlar oluşturulmaya çalışılan girişimler vs hepsinde ciddi yapısal ve fikri sorunlar var. Ülkede ,genel olarak en iyisini yaptığımız, sadece "mış gibi" yapıp olayı kapatıyoruz. Doğal olarak bu işinde piyasasında ve sektöründe burada saymayacağım bir kaç kafada, şanslı tipler var. Onlarda şişik egolarını dahada katlamak için yoğun çaba içerisinde. Ama ortada iş filan yok. Sadece "yaparmış gibi yapmak" var. Yoğun bir şekilde yüksek meblağlar dönüyor ortada. Ama bu kimin parası nasıl ortaya çıktı soran yok. Bunlar olurken bu tiplerde burada oluşturulan bol "aaayyy ne başarılı. Biliyor musun sıfırdan gelmiş." kalesinde mutlu mesut hiç bir işe yaramadan yaşıy…

2015 biterken

Herkesin adeti olduğu üzere sene sonu değerlendirmeler vs. bir çok şey yazılır. Ben protest bir tavır sergileyip yazmayacaktım. Yazacak pek bir şey yok açıkçası. Boktan sıkıntılı bir yıl geçti işte. Rutin de geçen bir yıl. Kendime katkısı elbette oldu, boş boş oturmadım. Pek çok şey yaptım. Kendi servetime(!) pek çok eklemeler yaptım, genişlettim. Önceki yıla göre kendimi çok daha farklı hissediyorum açıkçası. Ancak yaptıklarım şu durumda envanterini çıkartma gereğini duymadığım şeyler. Klasik her orta yaş ailesinde yaşanan şeyler bende de yaşandı. Annem ile Bababım ve hatta Annanemin hastalıkları (Babamımkiler daha ağırdı. Bir kaç kez direkten döndük :( ) çocuklar, iş ile ilgili saçma sapan bir yıl, %99'u aptal ve yarım akıllı meslektaşlarla, insanlara geçen, heba olan zaman ve sinirler derken bir yıl geçti. Bunlar bir yana biraz önce Twitter'da gördüğüm bir haber beni cidden çok üzdü. O yüzden bu blog girdisini yazıyorum.

Lamartine güzel bir laf etmiş. Demiş ki; "Bir i…