Ana içeriğe atla

İş Arıyorum, Yazılımcıyım...Ama Girişimcide olabilirm.

Sabah güne başladığımda mutlaka baktığım 10-15 tane site var. Bunlardan biriside gezegen.linux.org.tr.  Gezegene düşen Gürer Özen'in bir yazısı dikkatimi çekti. Yazılımcı pazarını anlatıyor. Güzel ve öz bir yazı olmuş bende kendime not düşmek anlamında bir ekleme yapayım dedim. Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.
Yazıdan çıkardığım özler ;
  • Öncelikle firmalarda hobiyst metoduyla yazılımcığı öğrenmiş kişilere iş yok. Bu işi adam gibi öğrenmeniz lazım. Çünki teknolojik yapılar sizi ciddi anlamda bilgili ve deneyimli olmaya itiyor.
  • Bu pazarda iş bulmak bu yüzden hem zor hemde çok kolay. Çünkü firmaların yazılımcı ihtiyaçları sürekli artıyor.
  • Bana göre en ilginci,Amerika pazarında en iyilerini en süper maaşlar ile "Wall Street", daha sonra eğlenceli ve özgür ortamları ile "Üniversiteler" ve kalanlarınıda "Google, Facebook, Microsoft" gibi firmaların toplaması.
  • Ve son olarak da iş verenler artık klasik yöntemler ile iyi yazılımcı aramıyorlar. Öyle kariyer sitelerine ilan verip beklemek yok artık. İyi yazılımcının ayağına gidiyorlar, onların takıldığı ortamlarda gezip, ilgilerini çekenlere teklif götüruyorlar. Neresi bu ortamlar?, Github,Linkedln, TopCoder,GoogleCode, StackOverflow gibi yerler.
Bu konuda ilgili iseniz bu yazıyı okuyun. Ancak bu konuda özler içerisinde üçüncü sırada bunulan sıralama sanırım biraz kafamı kurcaladı. Hemen aklıma;"Acaba kendimizdeki bu yeteneği, tecrübeyi ve deneyimi yüksek maaş ve prestijli firmalardamı değerlendirsek ya da kendi kendimizin patronu mu olsak." sorusu da takılmadan olmuyor. Gerçi sorunun cevabı basit. Artık ,bu sektörde özellikle, bu firmaların bir büyüsü yok gerçekten. Bundan 10 hadi daha ileri gidelim 5 sene önce Microsoft ta çalışma hayali ile tutuşan bir sürü zeki insan vardı. Sanki bu firmalarda işe alındımı tüm mesleki misyonumuzu tamamladık sanırdı insanlar ya da öyle aksettirilirdi. Ancak artık kazın ayağı öyle değil. Google başta olmak üzere pek çok yüksek teknoloji firması artık öyle kuru maaşa, sigortaya, ak-bil'e filan kandıramıyor  insanları. -akbil espriydi ciddiye almayın- Maaştan çok artık belirli kademedeki insanlar için ,ki bunların illaki yazılımcı olması da gerekmiyor, şirket ortaklık payları ile ücret teklifleri yapılıyor ya da şirket bünyesiiçerisinde insanların kendi ekipleri ile "kendi fikirlerini" geliştirebileceği ortamlar geliştiriyorlar. Hatta bunu bir adım öteye taşıyıp bu insanların işletme içerisinde işletmeler açmasına olanak sağlıyorlar. 

Bunun sebebi bu tipteki insanların artık kendilerini bir "kendilerinin olmayan" bir organizasyon yapıları altında çok da çalışmaya niyetli olmamasında yatıyor. Zaten bu kişilerin ciddi bir fikirleri ve bilgi ve tecrübeleri var. Tek sorun sermaye. O da çok sorun mu ?. Günümüzde artık değil. O zaman elbetteki firmanın çalışanlarını elinde tutması oldukça zorlaşıyor. Ne kadar büyük olursa olsunlar. Ne kadar prestijli olursa olsunlar.  Özellikle yüksek teknoloji alanında artık büyüklük diye bir şey olduğuna ben inanmıyorum. Bu pazarın büyüklerinin özellikleri fiziksel anlamdaki büyüklüklerinden gelen avantajları. Daha çok personel, daha çok yetenek ve bunların bileşkeside elinizde tutabildiğiniz daha çok fikir daha çok somut uygulama, daha çok proje ve daha hızlı ürün gelişltirme. Eh bunlarda yoğun sermaye ile desteklendimi sorun bu firmalar için ortadan "şimdilik" ortadan kalkıyor. 

Son olarak; bana göre eğitiminiz, bitirdiğiniz okullar aldığınız dersler ne olursa olsun. Kendinizi geliştirmediniz mi Bunların bir manası yok. Ben öğrencilerime hep şunu söylemişimdir. "O diploma bir kağıt. Üzerinde yazana da çok güvenmeyin." Kimse alınmasın ama öyle. Önemli olan fikir, bilgi, tecrübe. Tecrübe zamanla kazanılır. Üzerinde çok durmuyorum. Çünki çalışmadan, denemeden öğrenmeden, düşmeden, kalkmadan tecrübe olmaz. Her ne kadar Zaman "Armutları" olgunlaştırsa da ben zaman konusuna bu kadar haksızlık edilmesinden yana değilim. Bilgi konusu direkt kişi ile alakalı. Üniversiteler size bir şey konusunda herşeyi öğretmez ama neyin en doğru ve sistematik bir şekilde nasıl öğrenileceğini çok güzel öğretir. En önemlisi fikir ise işte o sizin zekanız ile alakalı bence. Bu konuda yani fikir ve fikir geliştirme konsusunda belki kitaplar dolusu laf edebilirim ancak işin en kısa özü; "İyi bir fikir, basit ve uygulanabilir olanıdır". Buna da sahipseniz son kısım devreye girer, "şans". Bundan sonrası doğru insan doğru zaman vs.. Bunun üzerine de yüzlerce sayfa laf edebilirim. Bir sürü insanda bu konuda binlerce kitap yazmıştır. Ancak benim inancım bütün bu kitaplar ve uygulamalar araştırmalar ve özlü sözler sadece şansı aptalca bir risk olmaktan bir çıt öteye çeker. Gerisi inanın belirsiz. Ama bildiğim bir şey varsa da bu konuda,sürekli denemek denemek denemek. Bilirsiniz.Sizi öldürmeyen herşey güçlendirir.

Sabah sabah ne oldu bilmiyorum. Ama yazı nereden geldi nereye gitti. Herhalde birazdan gireceğim "İşletme Yönetimi" dersi için kendi kendime gaza geldim. :)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Gerisi teferruattır. Bilenler bilir...

Demiştik. Unvan önemli diye. Akademisyenler içerisinde hayat, memat meselesi olan bu unvanlar ancak sahipleri tarafından bir türlü doğru yazılmaz ya da ne anlama geldiklerini - abartmıyorum -%80'i bilmez. Peki doğruları nedir? Bu yazının konusu bu olacak. Dilim döndüğünce.

Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte. Aşağıda Engin Arık hocanın blogundan derlediğim genel bir unvan açıklaması var. Kaynaklar : [1], [2], [3], [4]

Öncelikle Unvan / Ünvan konusunu açıklığa kavuşturalım. TDK sözlüğüne göre doğru yazılış unvan. Yani isim, san manasında. Ünvan diye kullanımları da var ancak Türkçe Dili Resmi Sözlüğüne göre UNVAN.

Akademik unvanlar ülkemizde Resmi olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu tarafından be…

2015 biterken

Herkesin adeti olduğu üzere sene sonu değerlendirmeler vs. bir çok şey yazılır. Ben protest bir tavır sergileyip yazmayacaktım. Yazacak pek bir şey yok açıkçası. Boktan sıkıntılı bir yıl geçti işte. Rutin de geçen bir yıl. Kendime katkısı elbette oldu, boş boş oturmadım. Pek çok şey yaptım. Kendi servetime(!) pek çok eklemeler yaptım, genişlettim. Önceki yıla göre kendimi çok daha farklı hissediyorum açıkçası. Ancak yaptıklarım şu durumda envanterini çıkartma gereğini duymadığım şeyler. Klasik her orta yaş ailesinde yaşanan şeyler bende de yaşandı. Annem ile Bababım ve hatta Annanemin hastalıkları (Babamımkiler daha ağırdı. Bir kaç kez direkten döndük :( ) çocuklar, iş ile ilgili saçma sapan bir yıl, %99'u aptal ve yarım akıllı meslektaşlarla, insanlara geçen, heba olan zaman ve sinirler derken bir yıl geçti. Bunlar bir yana biraz önce Twitter'da gördüğüm bir haber beni cidden çok üzdü. O yüzden bu blog girdisini yazıyorum.

Lamartine güzel bir laf etmiş. Demiş ki; "Bir i…

Şirketim Güzel Şirketim

İlk kez Hafıza Kırıntısı serisine bir saplama yapıp başka bir konuda "Fikrimi" belirtiyorum. Çünkü doldum yine. Bir şekilde boşaltmam lazım zihnimi. Çünkü bu beni rahatsız ediyor.

Son zamanlarda, yıllarda ülkede bir girişim saçmalığı almış başını gidiyor. Saçmalık diyorum çünkü yapılan organizasyonlar oluşturulmaya çalışılan girişimler vs hepsinde ciddi yapısal ve fikri sorunlar var. Ülkede ,genel olarak en iyisini yaptığımız, sadece "mış gibi" yapıp olayı kapatıyoruz. Doğal olarak bu işinde piyasasında ve sektöründe burada saymayacağım bir kaç kafada, şanslı tipler var. Onlarda şişik egolarını dahada katlamak için yoğun çaba içerisinde. Ama ortada iş filan yok. Sadece "yaparmış gibi yapmak" var. Yoğun bir şekilde yüksek meblağlar dönüyor ortada. Ama bu kimin parası nasıl ortaya çıktı soran yok. Bunlar olurken bu tiplerde burada oluşturulan bol "aaayyy ne başarılı. Biliyor musun sıfırdan gelmiş." kalesinde mutlu mesut hiç bir işe yaramadan yaşıy…