Ana içeriğe atla

Hafıza Kırıntıları -3

- Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu Filmi 3 saatten fazla uzun ancak bu kadar zamanda koltuğa insanı mıhlayacak bir film. Bir Schindlerin Listesi filmi beni böyle çakmıştı. Birde bu film üzerinde sayfalar dolusu yazabilirim ancak hem yersiz hemde gereksiz. Ancak şu denebilir sonuçta insan ne olursa olsun bir var olma mücadelesi içerisinde ve bu hayat doğru, iyi, kötü, adil, haklı, haksız, ahlaklı, mantıklı, saçma değil. hiç bir şey değil. Sadece insanların kendi yaratmaya çalıştıkları ya da yarattıkları küçük kırallıklarında kıral olmak ya da kıralıklarını koruma çabası. O kadar. Filmi kim neresinden nasıl anlar bilemem ancak bende çok derin izler bıraktı. Film'deki geçen bir lafla bitsin bu madde "İçime yerleşen yeni adam daha farklı bakmamı sağlıyor artık".

-Vicdan genelde korkakların sevdiği bir sözcüktür. Ve öncelikle güçlüleri dehşete salmaya yarar”. Shakespeare’in 3. Richard oyununda geçen bir cümle imiş. Filmin neredeyse mottosu olmuş durumda.

- Ayrıca filmin müziği'de Schubert 'in La (A) Major Piyano Sonatı. Müthiş bir eser. Bach, Haydn, Chopin gibi bestecilerin eserleri neden bu kadar ölümsüz diye düşünürdüm. Sorunun cevabı yerini tam hatırlamadığım şu cevapta. Bu besteciler eserlerini aslında Tanrı için besterlermiş. İşte bu yüzden besteler ölümsüz. İnancın gücü...

- Savaş Şakar'dan güzel bir söz "Yumurta-kapı ilişkisine modern yorum: Çaresizlik motivasyonu kamçılar."

- Üşenme, Erteleme, Vazgeçme. Asya Kültürünün (Özellikle Japonya ve Çin) ekonomik ve sosyal alandaki mottolarından bir tanesi. Bunların tersininde aslında o kadar kötü olmadığını söyleyen bir kaç kitap var. Örneğin John Perry'nin " Erteleme Sanatı". Hangisi.? "Paşa gönlümüz bilir...".

- "Faraza" ile başlayan bir cümlede düşünceden öteye geçme şansımız yoktur. Gerçeklik ile eylem ile düşünce ve metafor arasındaki saydam ancak bir o kadar da  kalın bir perdedir bu kelime.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Akademik Unvan Konusu

Eğer bu camiaya uzaksanız unvan/ünvan konusunun ne derecede (!) önemli olduğunu pek bilemeyebilirsiniz. Türk akademik camiasında unvan(bundan sonra böyle diyeceğim) her şeydir. Gerisi teferruattır. Bilenler bilir... Demiştik. Unvan önemli diye. Akademisyenler içerisinde hayat, memat meselesi olan bu unvanlar ancak sahipleri tarafından bir türlü doğru yazılmaz ya da ne anlama geldiklerini - abartmıyorum -%80'i bilmez. Peki doğruları nedir? Bu yazının konusu bu olacak. Dilim döndüğünce. Aslında akademik unvanlar ülkeden ülkeye hatta bilim dalından bilim dalına bile çok değişkenlik göstermekte . Aşağıda Engin Arık hocanın blogundan derlediğim genel bir unvan açıklaması var. Kaynaklar :  [1] , [2] , [3] , [4] Öncelikle Unvan / Ünvan konusunu açıklığa kavuşturalım. TDK sözlüğüne göre doğru yazılış unvan. Yani isim, san manasında. Ünvan diye kullanımları da var ancak Türkçe Dili Resmi Sözlüğüne göre UNVAN. Akademik unvanlar ülkemizde Resmi olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu...

Hafıza Kırıntıları - 45

Tam 2 koca yıl olmuş. Neler oldu neler... En son 2015 sonu yazmışım bir şeyler buraya. Oturdum yazdıklarıma baştan sonra bir baktım. Çeşitli "ciddiye aldığım" sosyal medya mecralarına da baktım neler yazmışım diye. Gerçekten kendimi övmek gibi olmasın ama ciddi ciddi yazmışım yahu! Aralarında şu anda katılmadığım düşüncelerim olsa bile. Bir şey farkettim yazdıklarımda. Her telden bir şeyler demişim. Acaba bu karmaşa keskin bir zekanın ürünü müdür? Yoksa toplayıcılığın, istifçiliğin bir sonucu mudur ? Bilmiyorum. Ancak o zamandan bu zamana değişen bir şey yok bende. Yine kafamda zilyon tane şey geçiyor. Bunları alıp, toparlayıp anlamı bir hale getirmek sanırım yazma hızımın çok ötesinde. O yüzden de bir ara artık okumayı, araştırmayı azalttım daha normal(!) işler ile uğraşmaya çalışıyorum. Basit ama anlamsız şeyler üretmeye çalışıyorum. Ama ne kadar başarabiliyorum ? Ben de bilmiyorum.  Değerli olan değil. Az bunulan şeye itibar etmek kişinin yapabileceği bir şey değil artık. ...

Hafıza Kırıntıları-22

- 8. Haziran Yazacağım dedim ama yazamadım. Yazılacak bir şey yoktu doğrusu... Herkes bir şeyler söylüyor, söylüyor, söylüyor... -Söz konusu ahlak ya da etik olunca illaki içinde Tanrı olmak zorunda mıdır ? Etik ya da ahlaki zeminde kurallar belirlenirken ya da bu kurallara uymaya bir şekilde, bir yerlerde, bir sebepten söz verirken bu "dua" eder gibi söz vermek zorunluluğu var mıdır? İnsan kendi kendisine de "bir daha bunu böyle yapmayacağım, böyle yaparsam ben ahlaksızın tekiyim" diyemiyor mu ? Neden "Allahım ben bir daha bunu böyle yaparsam beni taş eyle e mi ?" demek zorundayız. Bu bizi kendi kendimize olmadık şekilde aciz sefil ve zavallı bir varlık yapmaz mı ?. Kendi kendisini durup dururken aşağılayan hor gören bir varlık.Eğer gerçekten öyle isek bu sefer insanlarda neden kibir, mağrurlanma , hatta kendisini tanrısallaşma eğilimi var? Yine deli sorular kafamda. -Her bilgi ancak kaynağı kadar güvenilirdir. -Problemler sürü halinde hareket ederl...